El-Azîm

El-Azîm, azameti sınırsız, büyüklüğü ölçülemez olandır. Arşın sahibi ve hükmün yüceliği, Azîm isminin haşyet veren ufkunu oluşturur. Bu isim, kalpte saygı, huşû ve tazimi çoğaltır; ibadete ciddiyet ve rikkat kazandırır.

Azîm ismini tefekkür eden kul, günahı küçük görmez; küçük bir iyiliğin de Azîm katında büyüyebileceğini bilir. Büyüklenmek yerine, büyük olana saygıyla eğilir; tevazu, bu tazimin dünyadaki görünümüdür; böylece büyüklük iddiası yerini büyüklüğe secdeye bırakır.


El-Azîm

Kur’an’da “El-Azîm” İsminin Geçtiği Bazı Ayetler

Bakara Suresi, 255. Ayet

“O Aliyy ve Azîm’dir.”

Ayetü’l-Kürsî’de Allah’ın azameti, arşın hükümranlığı ve ilminin genişliğiyle birlikte anılarak tevhidin heybetli çerçevesi çizilir.

Şûrâ Suresi, 4. Ayet

“Göklerde ve yerde olanlar O’nundur; O Aliyy ve Azîm’dir.”

Mülkiyetin tamamı Allah’a nispet edilerek büyüklüğünün mutlak ve rakipsiz olduğu bildirilir.

Vâkıa Suresi, 96. Ayet

“Rabbini büyük bir tazimle tesbih et.”

Tazim emri, kulun dil ve kalp ile Allah’ın büyüklüğünü sürekli yüceltmesi gerektiğini öğretir.

Mü’min Suresi, 12. Ayet

“Allah’a karşı büyüklük taslıyordunuz.”

Küfrün kökünde Azîm karşısında kibir bulunduğu; bu kibrin akıbetinin hüsran olduğu hatırlatılır.

İsrâ Suresi, 111. Ayet

“O’nu tekbir et.”

Tekbir, Azîm’in büyüklüğünü ilan eden bir kulluk ifadesi olarak gündelik hayatı ibadete dönüştürür.

El-Azîm İsminin Anlamı Nedir?

El-Azîm, Arapça "a-z-m" kökünden gelir. "Azamet" kelimesi; büyüklük, ululuk, sağlamlık ve kuvvet demektir. Hatta kemik anlamına gelen "azm" kelimesi de aynı köktendir; iskeletin vücudu ayakta tutan en sağlam yapısı olması gibi, azamet de mülkün en sağlam direğidir.

Esma-i Hüsna’da El-Azîm isminin anlamı; zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar yüce olan, akılların sınırlarını aşan, mutlak ve sonsuz büyüklük sahibi demektir. O’nun büyüklüğü, fiziksel bir hacim (büyük-küçük) meselesi değildir; O, mertebe, şeref, hükümranlık ve güç bakımından "En Büyük"tür.

El-Kebîr ile El-Azîm Arasındaki Fark

Allah’ın büyüklüğünü ifade eden diğer ismi El-Kebîr’dir. Aralarındaki fark incedir:

  • El-Kebîr: Daha çok otorite, makam, kibriya ve mülk üzerindeki hakimiyet açısından büyüklüğü ifade eder. (Allahu Ekber derken kastettiğimiz budur).

  • El-Azîm: Zatının özündeki ağırlığı, heybeti ve manevi baskınlığı ifade eder. İnsanı "saygı duymaya" ve "eğilmeye" zorlayan büyüklüktür.

Bir padişah "Kebîr" olabilir (yetkisi büyüktür), ama halkın gözünde saygınlığı yoksa "Azîm" (heybetli/saygıdeğer) değildir. Allah ise hem Kebîr’dir (yetkisi sonsuzdur) hem Azîm’dir (saygınlığı ve heybeti sonsuzdur).

Namazın Bel Kemiği: Rükû ve El-Azîm

Namaz kılarken kıyamda (ayakta) dururuz, sonra rükûya (eğilmeye) gideriz. Rükû, bedenin "Ben Senin azametin karşısında küçülüyorum" itirafıdır.

Eğildiğimizde söylediğimiz zikir tesadüf değildir: "Sübhâne Rabbiyel Azîm" (Büyük olan, Azamet sahibi Rabbimi her türlü eksiklikten tenzih ederim). İnsan, doğası gereği başını dik tutmayı ve kibirlenmeyi sever. Rükû, bu kibrin kırıldığı andır. Kul, El-Azîm olan Allah’ın huzurunda iki büklüm olarak, "Büyüklük sadece Sana yakışır, ben ise aciz bir kulum" der. Rükûsunda "Azîm" ismini hissetmeyen birinin namazı, jimnastik hareketinden öteye geçemez.

Kuran'ın Zirvesi: Ayetel Kürsi ve El-Azîm

Kuran-ı Kerim’in en büyük ve en faziletli ayeti kabul edilen Ayetel Kürsi, Allah’ın kürsüsünün (hakimiyetinin) gökleri ve yeri kuşattığını anlatır. Bu muazzam ayet, şu iki isimle mühürlenir: "Ve hüvel Aliyyü'l-Azîm" (O, çok Yücedir, çok Büyüktür/Azîm'dir).

Allah, Kuran’ın zirvesine bu ismi koyarak bize şu mesajı verir: Kainatta gördüğünüz, bildiğiniz, hayal ettiğiniz her şey O’nun kürsüsü içinde kaybolur. O’nun büyüklüğünün ne başı ne de sonu vardır.

İnsanın "Büyüklük" İmtihanı

İnsanoğlu bazen malıyla, makamıyla veya bilgisiyle "büyüklük" taslar (kibir). Oysa azamet gömleği sadece Allah’a aittir; o gömleği giymeye kalkanı Allah zelil eder.

  • Gerçek büyüklük; "Ben büyüğüm" demekle değil, El-Azîm olan Allah’a ne kadar itaat ettiğinle ölçülür.

  • Peygamber Efendimiz (s.a.v) tevazusuyla en büyük olmuştur. Firavun ise kibriyle en aşağılık (esfel-i safilin) olmuştur.

İnsan, Allah’ın azameti karşısında ne kadar "hiç" olduğunu anlarsa, manevi makamı o kadar "büyük" olur.

El-Azîm İsminin Hayata Etkileri

Bu ismi kalbine yerleştiren bir mümin için hayatın denklemi değişir:

  1. Dertlerin Boyutu Değişir: Başına bir sıkıntı geldiğinde, "Çok büyük derdim var" demez; "Benim Azîm olan, her şeyden büyük Rabbim var" der. Allah’ın büyüklüğünü bilen gözünde, dünya meseleleri küçülür.

  2. Korku ve Güven: Allah’ın azametinden ürperir (O’na karşı gelmekten korkar), ama aynı zamanda O’nun büyüklüğüne sığınarak müthiş bir güven duyar. "Sahibim bu kadar büyükse, kimden korkayım?" der.

  3. Vakar ve Ciddiyet: El-Azîm isminin tecellisiyle, kişi "hafif" davranışlardan, laubalilikten uzaklaşır; vakur ve ağırbaşlı bir karakter kazanır.

Azamet Karşısında Eğilerek Yükselmek

El-Azîm ismi, insanı şımarıklıktan kurtarır, haddini bildirir ve onu gerçek sahibinin önünde saygıyla eğilmeye davet eder.

Bu ismin hürmetine şöyle dua etmeliyiz: "Ey yerlerin ve göklerin yegâne sahibi, azametiyle kainatı kuşatan Azîm Rabbim! Rükûlarımızla sadece Senin önünde eğiliyor, büyüklüğünü ikrar ediyoruz. Bizi, nefsinin büyüklüğüne aldanan kibirlilerden eyleme. Bizi, Senin azametin karşısında hiçliğini bilip yücelen kullarından eyle. Dertlerimiz ne kadar büyük olursa olsun, Senin büyüklüğün hepsinden yücedir; bize taşıma gücü ver."