El-Cebbâr, mutlak kudretiyle dilediğini icra eden ve kırıkları onaran olandır. “Cebr” kökü, sadece kahrediciliği değil; çatlamış, kırılmış olanı bir araya getirip kaynaştırmayı da ifade eder. Zalimlere karşı kahredici, mazlumlara karşı ise onarıcı tecellisiyle Cebbâr ismi, kudret ile merhameti birlikte taşır.
Kul, Cebbâr ismini tefekkür ederken iki dengeyi gözetir: Gücünü zulme değil, ıslaha tahsis eder; kırık kalpleri onarmayı, incinmiş hakları tazmin etmeyi bir kulluk görevi bilir. Hayatın yıpratıcı darbeleri karşısında sığınak, Cebbâr’ın kudretidir; kul, çaresiz kaldığında dahi onarımın ve telafinin mümkün olduğuna iman ederek sabır ve gayretle ayağa kalkar. Kudretin asıl şerefi, merhametle birleştiğinde ortaya çıkar.
Kur’an’da “El-Cebbâr” İsminin Anlamı ve Kur’an’da Geçtiği Ayetler
Haşr Suresi, 23. Ayet
“O, Cebbâr’dır.”
Bu hitap, Allah’ın mutlak tasarruf sahibi olduğunu ve hükmünün hiçbir beşerî irade tarafından sınırlandırılamayacağını veciz biçimde açıklar.
Âl-i İmrân Suresi, 26. Ayet
“Mülkü dilediğine verir, dilediğinden çeker alır.”
Ayet, mülkün dağıtımı ve geri alınmasının Allah’ın kudreti dahilinde gerçekleştiğini ve otoritenin gerçek sahibinin O olduğunu gösterir.
En’âm Suresi, 65. Ayet
“Üstünüze azap göndermeye kadirdir.”
Bu uyarı, Allah’ın kahredici tecellisinin zulmü ve tuğyanı durduran adil bir ikaz olduğunu bildirir.
Nahl Suresi, 36. Ayet
“Allah’a kulluk edin, tâğuttan sakının.”
Ayette Cebbâr’a kulluk, taşkın güç odaklarına karşı duruş ve hakka bağlılıkla ilişkilendirilen bilinçli bir seçim olarak sunulur.
İsrâ Suresi, 59. Ayet
“Ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.”
Bu beyan, ilahî uyarıların amaçsız değil, ıslah edici bir hikmete dönük olduğunu ve insanı sorumluluğa çağırdığını gösterir.