El-Kerîm, karşılıksız veren, lütfu bol ve şerefi yüksek olandır. Kerem sadece maddi veriş değil; affedicilik, güzel karşılayış, gönül alıcı söz ve fırsat tanımayı da içerir. Kerîm olan Rab, kulun onurunu gözeterek ihsan eder; ikramı, kulun kemalini hedefler.
Kerîm ismini bilen kul, ikramı bir karaktere dönüştürür: Misafirperverlik, paylaşma, incelik ve bağışlamayı hayatına yerleştirir. Nimetin ardına şükür, gücün ardına adalet, bilginin ardına tevazu koyar. Kerem, güçle birleştiğinde şifa; kibirle birleştiğinde israf olur; Kerîm’e sığınan kul, ilkindeki bereketi seçer.
Kur’an’da “El-Kerîm” İsminin Geçtiği Bazı Ayetler
İnfitar Suresi, 6. Ayet
“Ey insan! Kerîm Rabbin hakkında seni aldatan nedir?”
Ayet, Rabbin keremine rağmen gaflet eden nefsi uyandırır ve nimetlerin kaynağını unutmamayı öğütler.
Neml Suresi, 40. Ayet
“Bu Rabbimin bir keremidir.”
Verilen her başarının ve imkânın aslında ilahî bir ikram olduğunu kabul eden mümin tavrı örneklenir.
Duhâ Suresi, 5. Ayet
“Rabbin sana verecek ve seni hoşnut edecektir.”
Bu müjde, Kerîm olan Rabbin, kulunu hem dünyada hem ahirette hoşnut edecek lütuflara kadir olduğunu bildirir.
Rahmân Suresi, 60. Ayet
“İhsanın karşılığı ihsandan başka mıdır?”
Ayet, iyiliğin iyilikle mukabele göreceğini belirterek keremin toplumsal bir ilkeye dönüşmesini talep eder.
İnsan Suresi, 9. Ayet
“Sizi Allah için doyuruyoruz...”
Allah için yapılan ikramın karşılıksız ve beklentisiz olması gerektiği öğretilir; keremin özü bu samimiyettir.