El-Vehhâb, karşılıksız, bol ve kesintisiz bağışlayan demektir. Varlığın başlangıcından itibaren her nimet, sebepler zincirinin arkasındaki ihsan elinden gelir. Fark edilmeyen kolaylıklar, kalbe doğan tesellisler, beklenmedik kapıların açılışı Vehhâb’ın latif lütuflarıdır.
Vehhâb ismini tanıyan kul, nankörlüğü terk eder; nimeti talih ya da sadece kendi emeğine bağlamaz. Nimetin şükrü, onu yerli yerinde kullanmak ve başkalarıyla paylaşmaktır. Veren el olmayı, iyiliği beklentisiz yapmayı, ikramı bir kişilik vasfına dönüştürmeyi öğrenir. Allah’ın Vehhâb oluşu, kulda cömertlik ve lütufkârlık olarak yankılanır.
Kur’an’da “El-Vehhâb” İsminin Geçtiği Bazı Ayetler
Âl-i İmrân Suresi, 8. Ayet
“Bize katından rahmet bağışla; şüphesiz sen Vehhâb’sın.”
Dua cümlesi, rahmetin doğrudan Allah’ın hibesi olduğunu kabulle başlar ve kulun ihtiyaçlarını Vehhâb’a arz etmesi gerektiğini öğretir.
Sâd Suresi, 35. Ayet
“Bana öyle bir mülk ver ki...”
Hz. Süleyman’ın duası, iktidarın da bir hibe olduğunu ve istenen nimetin hayra tahsis edilmesi gerektiğini gösterir.
Nahl Suresi, 53. Ayet
“Nimet adına ne varsa Allah’tandır.”
Bu beyan, nimetlerin kaynağını Allah’a bağlayarak şükür bilincinin temelini atar ve gururu kırar.
Şûrâ Suresi, 49-50. Ayetler
“Dilediğine kız, dilediğine erkek bağışlar...”
Evlat sahibi olmanın dahi ilahî bir hibe olduğu, takdirin ve lütfun Allah’ın iradesine bağlı bulunduğu vurgulanır.
İsrâ Suresi, 20. Ayet
“Dünya nimetinden dilediğine veririz.”
Dünyevî paylaştırmada Allah’ın genişçe ihsan ettiği, ancak bunun imtihanın bir parçası olduğu hatırlatılır.